Глобальный сбой в Facebook


В работе Facebook и Instagram произошел сбой. На проблемы с доступом к соцсетям пожаловались пользователи, в частности, из России, Белоруссии и Украины. Проблемы наблюдаются и в Азербайджане.

По данным сервиса Downdetector, наиболее масштабный сбой в работе Facebook и Instagram наблюдается в США и Западной Европе.

Издание The Verge пишет, что в обеих соцсетях пропала возможность публиковать записи, а также отправлять и получать сообщения.

Yunan halterci Leonidis Naim Süleymanoğlu’nun bayrağa sarılı tabutunu öperek veda etti


erdogan

 

Naim Suleymanoglunun anisina  Video

Naim Süleymanoğlu’nun cenazesine katılan Yunan halterci Leonidis Süleymanoğlu’na bayrağa sarılı tabutunu öperek veda etti.Yunan halterci Leonidis göz yaşlarına hakim olamadı.

2

Leonidis, Türkiye’nin davetini kabul ederek bugün Sabah 07.00 uçağı ile Yunanistan’tan Türkiye’ye geldi. Leonidis, Süleymanoğlu’nun cenaze törenine katıldı.

 

Diese Diashow benötigt JavaScript.

Yunan sporcu cenaze töreni öncesi şunları söyledi:

‘GEÇTİĞİMİZ YÜZYILIN EN BÜYÜK ATLETİYDİ’

‘Öncelikle bana burada olma fırsatını veren Türkiye Halter Federasyonu’na teşekkür ediyorum. O benim rakibim değil, dostumdu. Bu sadece benim ve arkadaşları için değil. Halter ailesi ve bütün atleizm ailesi için çok üzücü birgün. Naim Süleymanoğlu geçtiğimiz yüzyılın en büyük atletiydi. Bu kayıp herkes için çok üzücü.’

vatan-sana-minnettar-gule-gule-cep-herkulu-10257545_4382_m
Vatan Sana ve seni dogan Anneye  Minnettar Güle Güle Cep Herkülü

O BENİ DAHA İYİ BİR ATLET YAPTI’

 

‘Naim, ağırlık kaldırma kariyerime başladığımda benim için efsaneydi. Onunla karşılaştığım ve ona yakın olduğum için çok şanslıyım. O beni daha iyi bir atlet yaptı. Çünkü o benim için ve ağırlık kaldırma camiasındaki herkes için çok yüksek bir hedefti. Ama inanıyorum ki hiç kimse onun gibi olamaz. Çünkü o mükemmel bir atletti.’

770x406-naim-suleymanoglunun-albumunden-tarihi-fotograflar-1511081141477

‘SON GÖRÜŞMEMİZDE ONA TAVSİYELERDE BULUNDUM’

‘Onunla son görüşmem 2012’de Antalya’da oldu. Avrupa Halter Şampiyonası’nda karşılaştık. Bütün Türk arkadaşlarım da oradaydı. Halil Mutlu ve Sunay Bulut’la birlikte oturup konuştuk. O zaman onun son sorunlarıyla ilgili konuştuk. Çünkü sağlık sorunları vardı. Oturduğumuzda ona bir dostu olarak hayatı ve neler yapabileceğiyle ilgili tavsiyelerde bulundum. Hayatı ve kilosuyla ilgili tavsiyeler verdim. Herşeye sahipsin, insanlar seni seviyor, paran var dedim. Bu dostça bir konuşmaydı. Onunla ilgili daha sonra her karşılaştığımda arkadaşlarıma her Naim’in nasıl olduğunu sorduğumda hiç iyi haberler almıyordum. Bu benim Naim’le ilgili son konuşmamdı.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Naim Süleymanoğlu hayatını kaybetti!


Türkiye, dün saat 15:00 sıralarında gelen bir son dakika haberi ile üzüntüye boğuldu. Olimpiyat şampiyonu eski milli halterci(agırlıqqaldıran) Naim Süleymanoğlu, tedavi gördüğü hastanede hayatını kaybetti.

5a10265418c773272cf3e717

Karaciğer naklinin ardından tedavisi Ataşehir Memorial Hastanesi’nde yoğun bakım ünitesinde süren Süleymanoğlu’nun (50) hayatını kaybettiği belirtildi.
Siroza bağlı karaciğer yetmezliğine bağlı olarak 28 Eylül’den bu yana Memorial Ataşehir Hastanesi Yoğun Bakım Ünitesi’nde tedavi gören ve 6 Ekim’de de Memorial Ataşehir Hastanesi Organ Nakli Merkezi Başkanı Prof. Dr. Yalçın Polat ile ekibinin gerçekleştirdiği ameliyatla karaciğer nakli olan Süleymanoğlu, son olarak beyindeki kanama ve buna bağlı artan ödem nedeniyle 11 Kasım’da acil ameliyata alınmışt

 

 

NAİM SÜLEYMANOĞLU KİMDİR?

Naim Süleymanoğlu, 23 Ocak 1967’de Bulgaristan’da doğdu. Naim Süleymanoğlu haltere 1977 yılında başladı.

15 yaşında iken Brezilya’da düzenlenen dünya gençler halter şampiyonasında 52 kiloda iki altın madalya alarak şampiyon oldu. Aynı dönemde silkme kategorisinde vücut ağırlığının üç katını kaldıran ikinci halterci olarak tarihe geçmiştir. On altı yaşında rekor kırarak yine şampiyon oldu. Böylece halter tarihinde en genç dünya rekortmeni ünvanını aldı.

Diese Diashow benötigt JavaScript.

NAİM SÜLEYMANOĞLU’NUN BAŞARILARI!
İlk dünya rekorunu kırdığında sadece 15 yaşındaydı.
1984, 1985 ve 1986 yıllarında dünyada ‚yılın haltercisi‘ seçildi.
1988 Seul, 1992 Barcelona ve 1996 Atlanta Olimpiyatları olmak üzere üç kez olimpiyat şampiyonu oldu.
8 Kez dünya şampiyonu oldu, 46 dünya rekoru kırdı.
Kendi kilosunun üç katından fazla kaldırarak, ‚efsane‘ oldu.
Spor otoritelerine göre ‚tüm zamanların en iyi haltercisi.
1988 yılında Time dergisine kapak oldu.
60 kg’de koparmada 200 kg kaldırarak dünya rekoru kırdı.
1988 yılında Seul olimpiyatlarında 9 dünya 6 Olimpiyat rekoru kırarak büyük bir zafer kazanmıştır.
Türkiyeye Olimpiyatlarda güreş dışında ilk altın madalyasını kazandıran sporcudur.
1992 yılında Uluslararası Halter Basın Komisyonu tarafından „Dünyanın En İyi Sporcusu“ seçildi.

Guardian: ‚Azerbaycan 2,9 milyar doları kara para aklama ve lobi faaliyetleri için kullandı‘


Guardian gazetesi, Azerbaycan’ı yöneten elitlerin, 2,9 milyar dolar değerinde gizli bir fonu Avrupalı siyasetçilere ve gazetecilere para dağıtmak, lobicilik faaliyetleri yürütmek, lüks ürünler satın almak ve kara para aklamak için kullandığını öne sürdü.

Gazete, 2012-2014 yılları arasında faaliyet gösteren gizli fondaki paranın, İngiltere merkezli dört adet şeffaf olmayan şirket aracılığıyla dağıtıldığını ortaya koydu.

Gizli banka kayıtlarının Danimarka gazetesi Berlingske’ye sızdırılmasının ardından, Organize Suç ve Rüşvet Kaydı Projesi (Organized Crime and Corruption Reporting Project) ile içinde Guardian’ın da olduğu bazı Avrupa gazetelerinin yürüttüğü, ‚Azerbaycan Çamaşırhanesi‘ (Azerbaijan Laundromat) adını taşıyan araştırma, 30 aylık bir veri setini içeriyor.
Araştırmanın internet sitesinde aynı zamanda Türkiye ve Birleşik Arap Emirlikleri’ndeki şirketlere de büyük oranda paranın gönderildiği iddia edildi.
Araştırmaya göre paranın kaynağı her ne kadar belli olmasa da araştırmayı yürütenler para kaynağının Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev’e ve ailesine kadar uzandığını iddia ediyor.
‚Danske Bankası’nın Estonya şubesi ödemeleri yaptı‘
Gizli fondan, Azerbaycan’daki insan hakları ihlallerine göz yummaları için Avrupalı siyasetçilere ve gazetecilere para verildiği öne sürülüyor.
Azerbaycan ve Rusya’dan gelen paranın İngiliz şirketleri üzerinden dağıtıldığı, Avrupa’nın önde gelen bankalarından Danske’nin Estonya şubesi üzerinden ödemelerin yapıldığı aktarıldı.
Danimarka merkezli Danske Bankası, ‚kara para aklama ve yasa dışı faaliyetlerin‘ gerçekleştiğini kabul ederken ilk başka 2014 yılında kaynağı belli olmayan ödemelerin meydana geldiğini ifade etti.
Estonya’daki finansal işlemleri denetleyen kurum ise bu şubede gerçekleşen kara para aklama işlemlerinin tespit edilmesinde başarısızlığa uğranıldığını aktardı.
Lobicilere, gazetecilere, siyasetçilere ve iş insanlarına ödenen paraların 2013 yılında Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi’nde Azerbaycan’ı insan hakları ve ifade özgürlüğü konusunda eleştiren bir raporun aleyhinde karar alınması gibi durumlarda başarı gösterdiği kaydedildi.
Bu gizli fondan ayrıca yaklaşık 9 milyon doların İngiltere’de lüks ürünler satın almak ve özel okul paraları ödemek için kullanıldığı belirtiliyor.
Araştırma, fonun büyüklüğünün 2,9 milyar dolardan da fazla olabileceğini ayrıca vurguluyor.

IŞİD Gaziantep’te kitabevi işletiyor!


İşte AKP’nin IŞİD ile mücadelesi

Antep Başsavcılığı tarafından hazırlanıp 8. Ağır Ceza Mahkemesi’ne sunulan ve içinde 110 şüphelinin yer aldığı ‘1 Mayıs 2015 Emniyet Genel Müdürlüğü saldırısı’ iddianamesinde skandallar dizboyu.

İsmail Güneş isimli IŞİD’ci tarafından 1 Mayıs 2016 tarihinde Antep İl Emniyet Genel Müdürlüğü’ne bomba yüklü bir araçla saldırı gerçekleşmiş ve o saldırıda 3 polis yaşamını yitirirken, 27 Emniyet personeli ile 7 sivil yaralanmıştı.

Hazırlanan iddianame içeriğinde yine skandallar yer alırken aynı soru akıllara takıldı: IŞİD’le böyle mi mücadele ediyorsunuz?

Mekke Kitapevi
İddianamede gizli tanık olarak geçen ‘Piramit’ kod isimli şahsın teşhis, anlatım ve ifadeleri IŞİD’in Antep’i adeta bir üsse çevirdiğini bir kez daha gözler önüne serdi. Öte yandan şehirde IŞİD faaliyetlerin tam gaz devam ettiği de ortaya çıktı.

IŞİD tarafından işletilen ve örgütün lojistik deposu olarak kullanılan Mekke kitapevi hâlâ aktif durumda. İşte gizli Tanık Piramit’in 1 Mayıs iddianamesine yansıyan ifadeleri. Piramit, şüpheli Cuma Şahin’i anlatırken adeta bugün Antep’te devam eden yapılanmayı da ifşa ediyor:

“Elmacı Pazarı civarında Mekke Kitapevi işletir, kitapçı Cuma olarak bilinir. DEAŞ terör örgütü adına kitap dükkânı çalıştırır. Örgüt adına gelen malzemeleri kitap kutularını koyup saklayabilir. Açık kimlik bilgilerini burada öğrendiğim şahıs, Cuma Şahin isimli şahıstır.”

AKP, IŞİD’e göre kötünün iyisiymiş
İddianameye, şüpheli Cuma Şahin’in ifadeleri de şöyle yansıyor: “İfadesinde ‘Mevcut anayasayı benimsemiyorum çünkü anayasa olarak Allah’ın şeriatını benimsiyorum. Seçimlerde oy kullanmadım, hiçbir siyasi görüşü benimsemiyorum. Şu anki hükümetin, kötünün en iyisi olduğunu düşünüyorum Allah’ın şeriatını benimsediğim için oy kullanmıyorum’ şeklinde beyanda bulunduğu anlaşılmıştır. Şüpheli Cuma Şahin’den ele geçirilen dijital materyallerde DEAŞ silahlı terör örgütü ile bağlantılı olabileceği değerlendirilen görüntüleri ulaşılmıştır.”

Antep’te IŞİD tarafından işletilen ve örgütün lojistik deposu olarak kullanıldığı iddianameye yansıyan Mekke Kitapevi ise hâlâ aktif durumda

45 milyarlık petrol kemeri ve Erdoğan’la Aliyev’in ortakların gaz ticareti


esh8709_4

Yabancı gazeteciler „Re: Common“ Yolsuzluğa Karşı Mücadele Örgütü’nün tahkikat grubu ile beraber Türkiye’yle ilgili oldukça ilginç olguların yer aldığı araştırma aparıblar.

Yazının hazırlanmasında ayrı ayrı ülkelerden olan araştırmacı gazeteciler katıldı, çok sayıda belge ve hukuki düzenlemelerin öğrenildi.

Yarım yıl süren araştırmalar Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın aile üyeleri, yakın çevresi, onların Azerbaycan iktidarı ile, Putin’in çevresindeki yöneticiler ve energetiklərlə bağlılığını olgularla ortaya koyuyor.

Araştırmayı „Azadlıq“ ın okurlarına sunuyoruz:

„İtalya nüfusuna Avrupa’nın Rusya gazından bağımlılığını ortadan kaldıran stratejik altyapı projesi olarak sunulan“ Trans-Adriyatik „(TAP) tarihe üç rejimin gaz boru hattı gibi düşebilir.

Araştırma sırasında Azerbaycan gazı ile ilgili kuruluşlarla (hissedarları ve yöneticileri aynı kişiler olan) Türkiye hükümeti arasındaki ilişkiler ortaya çıktı.

TAP – „Şahdeniz-2“ den başlayan, Türkiye’den geçen, Yunanistan’dan İtalya’ya kadar uzanan 4 bin kilometrelik boru hattının son parçasıdır.

Uzunluğu yaklaşık 870 kilometre olan TAP boru hattı Türkiye ile Yunanistan sınırında bulunan Kipoi merkezinde Trans-Anadolu doğalgaz boru hattı (TANAP) birleşecek.

TAP projesi Hazar’ın Azerbaycan sektöründeki „Şahdeniz-2“ yatağından çıkarılan doğalgazın Yunanistan ve Arnavutluk üzerinden, Adriyatik denizinden geçerek İtalya’nın güneyine, oradan da Batı Avrupa’ya naklini öngörüyor.

Bu proje Azerbaycan gazının İtalya, Almanya, Fransa, İngiltere, İsviçre ve Avusturya gibi büyük Avrupa pazarlarına ulaştırılması için büyük olanaklar sunmaktadır.

TAP-ın hissedarları şöyle: BP (yüzde 20), SOCAR (yüzde 20), Snam S.p.A. (Yüzde 20), Fluxys (19 faiz), Enagas (yüzde 16) ve Axpo (yüzde 5).

Avrupa Komisyonu projeyi 2013 yılında destekleyip. Özel konsorsiyum ait olsa da, proje devlet fonları tarafından finanse edilmektedir.

Değeri 45 milyar Euro olan bu dev projede birçok, özellikle de Azerbaycan ve Türkiye’den olan şirketlerin çıkarları var.

SOCAR-ın Türkiye’de mafyasi

2006 yılında açılan „Bakü-Tiflis-Ceyhan“ SOCAR-a Türkiye’de kendi çıkarları ağını kurmak için esas yarattı.

Şu anda SOCAR-ın İstanbul’da kayıtlı en az 25 şirketi (enerji alanında) var. Onların bir kısmı Trans-Anadolu doğalgaz boru hattı (TANAP) projesinin Türkiye’nin payına düşen kısmının (2 bin kilometre) gerçekleşmesinde meraklıdırlar.

Bir yanda Azerbaycan’daki hakim rejim tarafından yönetilen enerji şirketleri, diğer tarafta da Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a yakın olan kompaniyalar …

Türkiye’yi temsil eden ve SOCAR-la ilişkileri olan bilinen şirketlerin çoğunluğu Ərodoğanın yakın çevresine bağlıdır. Örneğin, Erdoğan’ın şu anda Enerji Bakanı görevini tutan damadı, diğer damadı, Türkiye Başkanı’nı açıkça destekleyen girişimciler, ayrıca hakim AKP’yi temsil edenler. Bütün bunları gazeteci kovuşturma belgeler de onaylar.

Çarpıcı örneklerden biri Azerbaycan ve Türkiye tarafının birlikte oluşturduğu „Socar Gaz Ticareti“ şirketidir. Şirket 2012 yılında ortaya çıktı ve amacı Azerbaycan’dan Türkiye’ye metan satışını sağlamak oldu.

Özel iletişim labirintini ortaya çıkaran ipucu

Bu şirket Azerbaycan rejimi ile Türkiye hükümeti arasında özel iletişim labirintini ortaya çıkarmak için çok iyi ipucudur. İpi çözməklə Bakı ile İstanbul arasında bir çok başka iş ilişkilerinin izine düşmek olur.

„Socar Gaz Ticareti“ nin hissedarları arasında 2 şirket var – „Socar Turkey Enerji“ (hisse 70 yüzdesine sahip) ve ilk zamanlar „Arkgaz Enerji“ olarak bilinen, şimdi „Cig Enerji“ denilen (hisse 30’una sahip) şirket.

„Socar Turkey Enerji“ 2006 yılında SOCAR tarafından kurulmuştur. Şirket hisselerinin 13 faizini „Goldman Sachs“ a sattı.

Uluslararası Banka işe Manuel Barrozunu – Avrupa Komisyonu 2004-2014-cü illerdeki başkanını davet etmekle müzakirilərin merkezine gelmişti. Görevde olduğu sürece o üç bölüme (TAP, TANAP, SCR) bölünmüş dev proje ile ilgili bir çok önemli belgeye imza atmıştı.


Ziya İlgen
Diğer şirketin – „Arkgaz Enerji“ nin Yönetim Kurulu üyesi Ziya İlgen idi. İlgen Erdoğan’ın kardeşi Vəzilənin eridir.

Erdoğan İlgəni kendisinin güvenilir adamı sayıyor. Cumhurbaşkanı „Al Jazeera“ ye röportajda geçen yılın iyulundakı bilinen askeri ayaklanmayla ilgili ilk heyecan sinyalini işte ablasının eşinden aldığını ve onun sayesinde kurtulduğunu açıklamıştı.

İlgen ayrıca Ərdoanın erkek çocuklarının ve kardeşinin sahip olduğu 3 ayrı şirkette hissedarlarından biridir.

„Arkgaz“ a gelince, onun sermayesi iki şirket tarafından yönetilir – „Ar Enerji“ (% 70) ve „Cig Petrol“ (% 30).

„Ar enerci“ şirketi „Arkgaz“ ın hisselerinin 70 yüzdesine sahip olan, ayrıca „Socar Gas Ticareti“ nin yüzde 30’una kontrol eden holdingdir.

Ziya İlgen hem de „Ar Enerji“ nin en büyük səhmdarlarındandır. O, şirketin sermayesi 50 faizine nezaret ediyordu ve 2013 yılında hisselerini satmıştı.

Bu, Türkiye-Azerbaycan şirketleri için oldukça başarılı bir aşamaydı. Öyle ki, birkaç ay önce Avrupa yetkilileri süper doğalgaz hattı projesine destek vermişlerdi.

Erdoğan’ın yeznesinin şirketi yolsuzluk ittihamlarının merkezine geldi. Suçlamaları muhalif milletvekili Aykut Ərdoğlu dile getirmişti. Bunun sonucu olarak Türkiye Azerbaycan gazı ile ilgili sözleşmelerden milyarlarca para itirmeli oldu.

„Socar Gaz Ticareti“ nin kontrolündeki her iki şirket hem de Türkiye’nin tanınmış iş adamlarından olan Ömer Faruk Kalyoncu ile bağlıdır.

Kalyoncu gözetiminde çeşitli gazete ve telekanallar olan, Erdoğan’ın güvenilir adamı sayılan sahibkarlardandır.

Onun kontrolündeki „Turkuvaz medya“ nın Yönetim Kurulu üyelerinden biri Erdoğan’ın damadı Berat Albayrak’ın kardeşi Serhat Albayrak.

Erdoğan’ın „bankomatı“ kimdir?

Diğer şirketin – SOCAR-ın Türkiye’de düzenlediği „Socar Turkey Petrol Enerji“ nin izleri de Erdoğan’a götürüyor. Şirketin hissedarı Ömer Gür adlı kişidir. Ömer tanınmış ve çok zengin iş adamı Remzi Gürün oğludur.

Türkiye muhalefeti Remzi guru Erdoğan’ın „bankomatı“ adlandırır.


Türkiye medyası Erdoğan’la Remzi guru bile koordinatları
Gür Erdoğan’a iktidarın „anahtarını“ veren sahibkarlardandır. Denetiminde dev altyapılar, enerji kaynakları, kitle iletişim araçları olan bu şahsın hem de Doğan ailesi ( „Star Medya“ nın hissedarı ve Yönetim Kurulu üyesi) ile akrabalık var.

Malum medya holdingi adı hisse senedi paketinin satışı sırasında yaşanan skandalın merkezine gelmişti. Qalmaqala Erdoğan’ı destekleyen başka bir işadamının – Fettah Tamincenin de adı karışmıştı.

Tamince hem de „Arkgaz Enerji“ Yönetim Kurulu üyesidir. 2013-2014 yıllarında Tamince önce „Star Medya“ nın hisse sattı, daha sonra 50 faizini „Socar Turkey Medya“ dan satın aldı.

Bu arada, „Socar Turkey Medya“ nın kurucusu de adından belli olduğu gibi Azerbaycan Devlet Petrol Şirketi.

Erdoğan’a yakın iş adamları hem de TANAP-ın gerçekleştirilmesi için ihaleleri kazanan şirketlere kontrol ediyorlar.

Aralarında özel seçilen „Kalyon Insaat“ dır. Dev inşaat işleri yapan bu şirket yukarıda bahsettiğimiz Ömer Faruk Kalyoncu’nun başkanlığındaki şirketler grubuna dahildir.

Şirketlerarası bu şaşırtıcı işbirliği (Azerbaycan gaz ticareti ve Erdoğan’ın yakın çevresi) ne kadar gizli bulundurulursa da, „düğüm“ bu işte ilginç olan kişilerin aracılığıyla çözülür.

Öğretmenlikte dev bir şirket …

Qayıdaq, Erdoğan’ın kız kardeşinin eşi Ziya İlgənə. Bir zamanlar öğretim üyesi olan İlgen Erdoğan’ın iktidara gelişi ile iş hayatına ayak koydu.

İstanbul’da onu toplumda asla görünmeyen „anahtar“ siyasi figür olarak kabul ederler.

İlgen biznesini üç şirket ve Erdoğan’ın üç yakın adamı ile götürüyor – Türkiye Cumhurbaşkanı’nın kardeşi Mustafa, oğulları Ahmet Burak, Necmeddin Bilal.

Bu üç aile şirketi – BMZ, „Tuzla Tanker“ ve „Bumerz“ gemi taşımacılığı ile ilgilidir.

İlgen „Tuzla“ da Mustafa Erdoğan gibi yönetim kurulu üyesidir. „Bumerz“ de ise M.Ərdoğan ve Ə.Burakla birlikte yöneticilerden biriydi.

Şirketi BMZ adlanması kurucu-hissedarların isimleri ile kapalı – Bilal, Mustafa, Ziya.

Ziya İlgen „Arkgaz Enerji“ nin yönetici kadrosunda 2013 den 2014 kadar yer aldı. 2013 de hem de „Ar Enerji“ nin hissedarlarından olup.

Arşiv belgeleri olur ki, İlgen elinde olan 50 oranındaki hissesini satın 2013 ün Ekim Cemal Kalyoncu ve Ömer Faruk Kalyoncu sattı. Her birine 25 oranındaki hisse senedi paketi.

Ömer Faruk kimdir?

Ömer Faruk „Kalyon“ şirketler grubunun kurucusu Hasan Kalyoncu’nun oğludur. Şirketin faaliyet alanı inşaat işinden tutmuş, enerji ve altyapı projelerine kadar birçok alanı kapsamaktadır.

Erdoğan iktidarında „Kalyon“ en büyük ve en tartışmalı projelere telif etti. Örneğin, İstanbul’un kuzeyinde üçüncü havaalanının inşası, şehir metropoliteni, yeraltı tünel vb.

Kalyoncu ailesi açıkça Cumhurbaşkanı ile bağlıdır. Erdoğan ailenin 3 ayrı nikah töreninde şahit oldu – 2004’de Ömer Faruk’un düğününde, 2014 de Ömer’in amcası oğlu Mehmet Kalyoncu’nun düğününde, 2015 de Ömer’in kızkardeşi Kübranın düğününde.

Ömer Faruk hem de „Zirve Holding“ in sahibi ve başkanıdır. Bu şirketin adı medya devi „Turkuvaz“ ın hisselerinin satışı sırasında oluşan tartışmada gündeme gelmişti.

Belgelerden anlaşılmaktadır ki, „Zirve“ şirketi 2013 yılında – bu mediaholdinqin alınmasından birkaç ay önce kuruldu.

2013 yılındaki antikorrupsiya tahkikatı üzere adli maddelerin belli olur ki, bu satınalma Erdoğan’ın doğrudan rezervasyon yapıldı. İddialara göre, Erdoğan ayrı ayrı girişimcilere başvurarak aşırı liberal yayınlar satın almalarını istedi.

Tabii ki, tasisçinin değişimi ile ilgili gazete ve telekanallar Erdoğan’ın partisine yakın olmuşlar.

Muhasebe belgelerinde işte Ömer Kalyoncu „Ar Enerji“ nin sahibi ve yöneticisi olarak gösterilir. O bu şirketi de „Zirve“ ile kontrol ediyormuş.

Ömer Faruk hem de „Arkgaz Enerji“ nin başkanıdır. „Kalyon“ Erdoğan’ın döneminde İstanbul’da doğalgaz hattı, metropoliten, üniversite, hastane, su kemeri, fıkralar, gövde yollar inşa etti.

Fettah Tamince „Rixos“ oteller şebekesinin sahibidir. 2004 yılında verdyi ünlü görüşmemizde demişti ki, Azerbaycan’a ziyareti sırasında …

Ardı var

Azadliq.info

W​ikileaks’den Erdoğan hakta dünyayı şokta bırakan açıklama


   

Wikileaks’in sızdığı ABD’nin eski Dışişleri Bakanı Clinton’ın e-postalarından inanılmaz iddialar: 

IŞİD, Esad ve Kaddafi’yi alt etmek için kuruldu! Başına Erdoğan getirildi.


Damat Albayrak IŞİD petrolünü satmak için görevlendirildi.

Wikileaks’ın sızmayı başardığı ve mahkeme kararıyla yavaş yavaş açılanacak olan eski Dışişleri Bakanı Hillary Clinton’a ait olduğu iddia edilen elektronik postalardan inanılmaz bilgiler ortaya çıktı. ABD’nin muhalif düşünce kuruluşu Common Sense Show’un dört yıl önce ortaya attığı iddialarla başlayan skandala göre, ABD, IŞİD’i ‚petrol devleri‘ olarak gördüğü Suriye ve Libya yönetimini devirmek için kurdu. 

Suriye ayağında IŞİD’in kontrolünü Cumhurbaşkanı Erdoğan sağlayacaktı ve IŞİD’in ele geçirdiği petrol havzalarındaki işlenmemiş petrol Rus ekonomisini zayıflatmak amacıyla Erdoğan’ın damatı Berat Albayrak tarafından kara borsaya sürülecekti!


HER ŞEY LİBYA İLE BAŞLADI 


‚ABD Libya Büyükelçisi Stevens’ı CIA öldürttü‘

Skandal iddiaları ortaya atan Common Sense Show, ABD’de ‚karanlık isim‘ olarak bilinen Libya Büyükelçisi Stevens’ın büyükelçilik saldırısı sonucu hayatını kaybetmesini ’suikast‘ olarak tanımlamıştı. Kuruluşa göre, „terörist organizasyonların çıkardığı petrolün dağıtımını, silah trafiğini ve bölgedeki CIA faaliyetlerini“ denetleyen Stevens’ın ‚kirli çamaşırlarının‘ ortaya dökülmeye başlaması CIA’i endişelendirdi. 

Bu nedenle elçi Stevens, doğrudan CIA’e bağlı cihatçılar tarafından öldürüldü. ABD bu hamleyle hem Stevens’ı susturmuş oldu. Hem de Libya’ya başlatılacak saldırılar için gerekli ’savaş nedenini‘ sağladı. Sözün, özü CIA bir taşla iki kuş vurmuş oldu.


PETROL İÇİN HER YOL MÜBAH! 


Wikileaks, Libya skandalından bu güne Clinton’ın elektronik postalarından yola çıkarak ABD’nin, ‚kirli petrol oyununu‘ gözler önüne sürüyor. Ünlü sızıntı sitesinin yeni yüklediği bilgilere göre; 

-Katar, ABD’den, Katar-Türkiye arasında kurulacak petrol boru hattı için yardım talep etti. Dönemin Dışişleri Bakanı Hillary Clinton tarafından incelenen bu istek, ‚karlılığı‘ düşünülerek kabul edildi.

Petrol hattı için ’sorun teşkil eden‘ Suriye’nin ‚oyun dışı‘ bırakılması için planlar ortaya atılmaya başlandı. Bu sürece hem Türk hem de Katarlı yetkililer katıldı.

-ABD’li askeri stratejistler, Rusya’nın desteğini alan Suriye Ordusu’nun uzun yıllar ‚muhalif‘ güçlerle çatışabileceğini ortaya koydu. Bunun üzerine ‚petrol sahalarının‘ hızlı denetimi için başka çözümler aranmaya başlandı. IŞİD, bu arayışın sonucunda kuruldu. 

-Türkiye, IŞİD ile dirsek temasında bulunacak, çıkartılan ham petrolü rafine ederek piyasaya sürecekti. Bu süreçte IŞİD’in hızlı genişlemesi için gerekli destek istihbarat ajansları tarafından sağlanacaktı. 

-Ukrayna’da başlayan krizle ‚ambargo‘ yiyen Rus ekonomisine petrol fiyatlarının düşürülmesiyle bir darbe vurulması planlanıyordu. Rusya’nın devre dışı bırakılmasıyla bölgede bir ‚petrol imparatorluğu‘ yaratılacaktı. 


RUSYA’NIN İDDİALARI


Rusya, uçak krizinin ardından Türkiye’yı IŞİD’den petrol almakla suçlamış, ticareti uydu fotoğraflarıyla gözler önüne sermişti. Zikredilen isimse Erdoğan’ın damadı Berat Albayrak olmuştu. 

Suriye’de iç savaşın başladığı 2012 yılına ait olan Clinton’un elektronik postalarıyla, IŞİD’in ortaya çıktığı ilk zamanlardaki tavrı bire bir örtüşüyor. Zaman içerisinde, sahada değişen oyunun bugün ne hal aldığını bilemesek de, Wikileaks’ın ortaya attığı iddialar ‚doğrulanabilirliğini‘ koruyor. /ABC

​Türkiye’de yapılan referandumla ilgili yeni skandal ortaya çıktı.Tramp kızgın.


Türkiye’de yapılan referandumla ilgili yeni skandal ortaya çıktı.

Bilindiği gibi, referandumdan sonra Ankara ise referandum zaferinden sonra Erdoğan’ı tebrik edenlerin sırasına ABD Başkanı Donald Trampın da katıldığını açıklamıştı.

AKP taraftarı Türk basınının „dünya liderlerinden tebrik“ silsilesinde en önemli haber gibi yaydıkları bu dava Cumhurbaşkanı Recep Tayib Erdoğan tarafından da kabul edilmişti.

Başkan Erdoğan „CNN International“ a verdiği röportajda Donald Trampla telefon konuşmasını açıklama yaparken, „olumlu sinyaller aldığını“ bildirmişti.

Ayrıca kaydetmişti ki, „elbette, beni tebrik edenler oldu. Çok hoş oldu, Tramp referandumun sonuçları ile ilgili beni tebrik etti. Biz ABD-Türkiye ilişkilerinin yakın gelecekte gelişmesinden konuştuk, Suriye’deki durumla ilgili görüş alışverişinde bulunduk “

ABD Başkan Administrasiyasından gelen haberler ise bu bilgiyi tesdiqlemir.

Ovqat.com haber verir ki, Beyaz Saray konuyla ilgili açıklamasında „Trampın Erdoğan’a çağrı yapması referandumun sonuçlarını kabul etmesi anlamına gelmediği“ ni söyledi.

ABD’nin dünyaca ünlü „Politico“ gazetesinin Beyaz Saray yetkililerine dayanarak verdiği bilgiye göre, iki liderin telefon sohbetinin konusu Suriye meselesi oldu. Açıklamada denir:

„Trampın Erdoğan’la telefonla konuşması referandum sonuçlarını tanımak anlamına gelmiyor. Sohbetin amacı ve muhteviyatı bu yok, Suriye meselesi gibi ortak çıkarların mesaj olup.

Referandumun sonuçlarını tanıyıp-tanımamak kesinlikle Trampın yetkisine ait mesele değildir. O, elbette demokrasiyi destekler ve buna umuyor. Başkanımızın bir numaralı önceliği Amerikalıları korumak, onları güvenliğini sağlamaktır. Bunun için de diğer ülkeler ve bazı NATO ortakları ile birlikte çalışmak zorundayız „.

Beyaz Saray tarafından verilen bu açıklamanın Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın „CNN International“ -a müsahibesinden hemen sonra yayılması da dikkat çekicidir

Erdoğan hakkında VATANA İHANET SUÇUNDAN soruşturma açılması talep edildi


MSB ESKİ GENEL SEKRETERİ ÜMİT YALIM MECLİS’E DİLEKÇE VERDİ

EGE’de Yunan işgaline gözyuman AKP Hükümet üyeleri ve Cumhurbaşkanı Erdoğan hakkında VATANA İHANET SUÇUNDAN soruşturma açılmasını talep etti. 


İŞTE O DİLEKÇE:


TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ BAŞKANLIĞINA



ANKARA 

1. GENEL DURUM:


„Misâk-ı Milli ve Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde bulunan 18 Türk Adası ve 1 Türk Kayalığı 2004 yılından beri Yunan işgali altındadır. İzmir, Aydın ve Muğla il sınırları içinde bulunan vatan topraklarında, 13 yıldır Yunan bayrağı dalgalanıyor ve Yunan askerleri elini kolunu sallayarak dolaşıyor.
 Adalarımıza Yunan askerleri ile birlikte silah ve mühimmat yığınağı yapılmış, uçaksavar ve top gibi ağır silahlar yerleştirilerek top namluları Türkiye’ye yönlendirilmiştir. Türk adaları Yunan ordusunun ileri karakolu haline dönüştürülmüş ve Türkiye Cumhuriyeti, Erdoğan ve AKP Hükümetleri eliyle Ege Denizi’nde soyutlanarak Anadolu’ya hapsedilmiştir.

„EGEMENLİK YUNAN’LA PAYLAŞILIYOR“


Devletin birliği ve tekliği ortadan kalkmış, otorite Yunanistan ile paylaşılarak, Türkiye’nin batısında ikili devlet düzenine geçilmiştir. İzmir, Aydın ve Muğla illerimiz birisi Türk diğeri Yunan olmak üzere ikişer vali ve ikişer belediye başkanı tarafından yönetiliyor. Türkiye Cumhuriyeti, Erdoğan ve AKP Hükümetleri döneminde, tarihinin ilk ve en büyük toprak kaybını yaşamış, Anayasanın 3.Maddesi fiilen değiştirilmiş ve Türkiye batıdan bölünmüştür. Bazı milletvekillerinin, “ilk 4 maddenin değiştirilmesine asla müsaade etmeyiz” söylemleri içi boş söylemlerdir. Türkiye zaten bölünmüş ve toprak bütünlüğü kalmamıştır.

„TÜRK TOPRAĞINA PASAPORTLA GİRİLİYOR“

Binali Yıldırım bile 2015 yılında, kendi seçim bölgesindeki İzmir Koyun Adası’na, yani Türk toprağına, Türk bayrağını saklayarak ve teknesine Yunan bayrağı çekerek pasaportla girebilmiştir. Binali Yıldırım’ın, Yunan bayrağı ve pasaportla girdiği İzmir Koyun Adasına, Yunan Savunma Bakanı ve Komuta kademesi, elini kolunu sallayarak, pasaportsuz giriyor.

„PATRİKHANE DEVREDE“

İşgal edilen adalarımıza, Tayyip Erdoğan ve AKP Hükümetlerinin himayesinde çok sayıda kilise inşa edilmiş. Kilisenin papazlarını İstanbul Fener Rum Patrikhanesi atıyor. Vatan toprakları çan sesleri ile inim inim inliyor. Adalarda bir tek cami bile yok, ezan sesi hiç yok!

Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucu meclisi TBMM, İstiklâl Savaşını yönetmiş ve Anadolu’yu işgal eden Yunan ordusunu İzmir’de denize dökmüştür. Hâlihazırdaki TBMM ise Anadolu Yarımadası’nın doğal uzantısı olan Ege ve Akdeniz’deki adalarımızın işgaline seyirci kalmış, işgal ile ilgili olarak bir kez bile genel görüşme yapmamıştır.


„YUNAN İŞGALİNE GÖZYUMDULAR“

Konu ile ilgili olarak CHP ve MHP Milletvekilleri tarafından AKP Hükümetine çok sayıda yazılı soru önergesi verilmiştir. Dışişleri ve Savunma Bakanlarının verdiği cevaplarda, hayal ürünü ve baştan savma açıklamalar yapılmakla birlikte işgal kabul etmiştir.

TBMM Genel Kurulu’nun 26 Mart 2015 tarihli toplantısında, dönemin Savunma Bakanı İsmet Yılmaz tarafından, anılan adaların Lozan ve Paris Antlaşmalarına göre hukuken Türkiye’ye ait olduğu belirtilmiş ve adaların fiili olarak Yunan işgali altında olduğu da itiraf edilmiştir. Bu itiraf, TBMM tutanaklarına geçirilmiş ve basında haber olarak yer almıştır.

TBMM’nin, Irak ve Suriye’nin toprak bütünlüğünü korumak için Türk Silahlı Kuvvetleri’ni sınır ötesine gönderip savaşa sokarken, Türkiye’nin toprak bütünlüğünü korumak ve Yunan askerini topraklarımızdan atmak için hiçbir girişimde bulunmaması asla kabul edilemez.

2. İŞGAL VE İHANETİN ORTAYA ÇIKMASI:

Kamuoyundan büyük bir ustalıkla saklanan işgal, bir Yunan askeri helikopterinin 31 Aralık 2008’de Türk hava sahasını ihlal etmesi ve Aydın Bulamaç Adası’na iniş yapması üzerine ortaya çıkmıştır. Genelkurmay Başkanlığı’nda, 2009 yılının başında yapılan toplantıda bir diplomat tarafından, adaların AKP hükümetinin bilgisi dahilinde işgal edildiği itiraf edilmiştir.

Anılan diplomatın kimliği, 06 Ekim 2016’da, Sn. Ümit Özdağ ile TBMM’de, ortaklaşa yaptığımız basın toplantısında tarafımdan açıklanmıştır. Bu açıklama TRT ve Anadolu Ajansı muhabirleri tarafından kamera ile kayıt altına alınmıştır.


„TÜRK TOPRAĞINI TERK ETMEK VATANA İHANETTİR“

Erdoğan ve AKP Hükümetleri tarafından işgalin önlenmesi için TSK’ya Hükümet Direktifi verilmemiş ayrıca adaların boşaltılması için Yunanistan’a da bir tek nota verilmemiştir. Verilen somut örneklerden anlaşılacağı üzere 18 Türk Adası ve 1 Türk Kayalığı, yani Türk Milletinin namusu vatan toprakları, Erdoğan ve AKP Hükümetleri tarafından alenen Yunan askerine teslim edilmiştir.

Adalarımızda Yunan bayrağı dalgalanmasından ve Yunan askerlerinin dolaşmasından, muhalif basın ile birlikte Erdoğan’a destek veren Akit ve TRT gibi basın yayın kuruluşları da rahatsız olmuş ve konuyu manşetlere taşımıştır.

3. ERDOĞAN KENDİ DÖNEMİNDE VERİLEN ADALARI LOZAN’A YÜKLEMEYE ÇALIŞIYOR:

„Erdoğan’ın, “1920’de Sevr’i gösterdiler, 1923’de bizi Lozan’a ikna ettiler. Birileri bize Lozan’ı zafer diye yutturmaya çalıştı. Bağırsan sesimizin duyulacağı adaları verdik. Burnumuzun dibindeki adaları verdik” gibi söylemleri gerçeklerle bağdaşmıyor.

 Erdoğan bu ve benzeri söylemlerle kendi döneminde verilen 18 Ada ve 1 Kayalığın sorumluluğunu Lozan’a yüklemeye çalışıyor. Ayrıca bazı marjinal gruplar tarafından 18 Türk Adası ve 1 Türk Kayalığının Lozan’da verildiği iddia edilerek kara propaganda yapılıyor ve kamuoyu yanıltılmaya çalışıyor.

Ancak Erdoğan ve marjinal gruplar akıntıya karşı kürek çekiyor. Çünkü 1923 Lozan Antlaşması ile ada verilmedi.

Osmanlı Devleti, 17 – 30 Mayıs 1913 tarihli Londra Antlaşması, 1 – 14 Kasım 1913 tarihli Atina Antlaşması ve 13 Şubat 1914 tarihinde Yunan Hükümetine tebliğ edilen karar ile Taşoz- Ahikerya adaları arasında bulunan toplan 9 adanın egemenliğini Yunanistan’a devretti. Lozan Antlaşması’nın 12. Maddesi ile daha önce yapılan egemenlik devri teyit edildi.

İtalya ile Osmanlı Devleti arasında imzalanan Uşi Antlaşması’nda Onikiada’nın Osmanlı İmparatorluğu’na geri verilmesi öngörülmüş olmasına rağmen Balkan Savaşı’nın çıkması üzerine bu devir gerçekleşmedi.Yunanistan’ın Balkan Savaşı sırasında Kuzey Ege bölgesindeki adaları işgal etmesi ve Osmanlı Devleti’nin elinde adaları savunacak yeterli deniz gücünün bulunmaması nedeniyle Oniki Ada üzerindeki İtalyan işgali devam etti.

Osmanlı Devleti’nin Almanya ile birlikte Birinci Dünya Savaşı’na girmesinden bir yıl sonra İngiltere, Fransa, Rusya ve İtalya arasında 26 Nisan 1915’de Londra Antlaşması imzalandı. Antlaşmanın 8. Maddesi ile İtalya’nın işgali altında bulunan Onikiada’nın egemenlik hakkı İtalya’ya verildi.

„ADALAR LOZAN’DA TERK EDİLMEDİ“

İtalya, 21 Ağustos 1915’de Osmanlı İmparatorluğu’na savaş açtı. 22 Ağustos’ta da Uşi Antlaşmasını feshettiğini ve Onikiada’yı ilhak ettiğini ilan etti. Birçok cephede savaşan Osmanlı Devleti, Oniki Ada’nın ilhakını engelleyemedi. Türkiye, Lozan Antlaşması’nın 15. Maddesi ile İtalya’nın işgali altında olan Onikiada üzerindeki haklarından İtalya yararına vazgeçti. Verilen somut örnek ve belgelerden anlaşılacağı üzere 1923 Lozan Antlaşması ile ada verilmedi, daha önce Osmanlı İmparatorluğu döneminde verilen adalar teyit edildi.

1923 Lozan Antlaşmasının 15. maddesine ek olarak konulan 2 no.lu haritada, İtalya’ya verilen toplam 14 adanın isimlerinin altı kırmızı çizgi ile çizilmiştir.

„TÜRK ADALARI RESMEN YUNAN’A VERİLDİ“


Erdoğan, Lozan Antlaşmasında verilmeyen ve haritada altı kırmızı çizgi ile çizilmeyen 18 Türk Adası ve 1 Türk Kayalığını 2004 yılında alenen Yunanistan’a vermiştir.

AKP Hükümeti adına Dışişleri Bakanlığı’ndan zaman zaman yapılan açıklamalarda, “adaların hukuki statüsünde değişiklik yoktur” denilerek işgal inkâr ediliyor. Vatan topraklarında Yunan bayrağı dalgalanırken ve Yunan askerleri elini kolunu sallayarak dolaşırken Dışişleri Bakanlığı’nın açıklamasının yalan olduğu açıkça görülüyor.

15 Mayıs 1919’da Yunan askeri İzmir’i işgal ettiğinde de İstanbul Hükümeti “işgal yok” demişti. Ayrıca eski Savunma Bakanı İsmet Yılmaz, 26 Mart 2015’de TBMM’de yapılan toplantıda, adaların fiili olarak Yunan işgali altında olduğunu itiraf etmişti. 

4. DENİZ SINIRI VE BAĞLI, BİTİŞİK KAVRAMLARI ÜZERİNDEN YANILTMA ÇABALARI :

Dışişleri Bakanlığı, “Ege Denizi’nde uluslararası antlaşmalarla belirlenmiş deniz sınırı yoktur” tezine sığınarak kamuoyunu yanıltmaya çalışıyor. 1923 Lozan Antlaşması’nın imzalandığı dönemde karasuları 3 mil olarak kabul ediliyordu. Türkiye, 1930 Lahey Kodifikasyon Konferansı’nda karasularını 6 mil olarak benimsemiştir.

Yunanistan’da 1936 yılında karasularını 6 mil olarak kabul etmiştir. Karasularının 6 mil olarak kabul edilmesinden sonra 1939’da İngiltere tarafından yayınlanan haritada 12 Ada deniz sınırları çizgi ile gösterilmiş ve çizgi dışındaki bölgenin Türk bölgesi olduğu belirtilmiştir.

Lozan Antlaşmasına taraf olan İngiltere’nin 1939’da yayınladığı haritada, işgal altında olan adalarımızın 12 Ada deniz sınırlarının dışında ve Türkiye’nin egemenliği altında olduğu açıkça gösterilmiştir.

„RESMİ HARİTALAR BU ADALARA TÜRK DİYOR“

1947 Paris Antlaşması ile 12 Adanın egemenliği İtalya’dan alınarak Yunanistan’a devredildi. Paris Antlaşmasına taraf olan Amerika’nın 1957’de yayınladığı haritada da işgal altında olan adalarımızın 12 Ada deniz sınırlarının dışında ve Türkiye’nin egemenliği altında olduğu açıkça gösterilmiştir. Ege Denizi’ndeki deniz sınırları 6 mil esasına göre hesaplanmakta olup ayrıca uluslararası antlaşmaya gerek yoktur.

Dışişleri Bakanlığı Lozan Antlaşması’nın 15. Maddesindeki bağlı adacıklar ve Paris Antlaşması’nın 14. Maddesindeki bitişik adacıklar ifadesine sığınarak hâlihazırda işgal altında olan adaların 12 Ada’ya bağlı adacıklar olduğu tezini savunuyor. İşgal altında olan adaların en küçüğü İstanbul’daki Büyükada büyüklüğündedir. Bir kısmı da Büyükada’nın 3-5 misli büyüklükte olup adacık değildir.

Eşek Adası’nın Batnoz Adası’na olan mesafesi 18 mil, Lipso Adası’na olan mesafesi 12 mildir. Bulamaç Adası’nın Lipso Adası’na olan mesafesi 14 mil, İleriye Adası’na olan mesafesi 13 mildir. Görüldüğü üzere işgal altında olan adalarımız 12 Ada’ya bağlı ya da bitişik adacık değildir.“

5. İŞGAL ALTINDA OLAN ADALAR, MİLLİ HARİTALARA GÖRE DE TÜRK EGEMENLİĞİNDEDİR :

Genelkurmay Başkanlığı, Deniz Kuvvetleri Komutanlığı, M.S.B. Harita Genel Komutanlığı ve Dışişleri Bakanlığı’ndaki milli haritalarda da işgal altında olan 18 Ada ve 1 Kayalığın Türkiye Cumhuriyeti’ne ait olduğu açıkça gösterilmiştir.


Anılan kurumlardaki milli haritalar esas alınarak hazırlanan bir harita 2004 yılında yayınlandı. 

Prof. Dr. Yusuf Halaçoğlu’nun raportörlüğünde, Genelkurmay Başkanlığı Yunanistan Kıbrıs Dairesi’nde Bilimsel Danışman olarak görev yapan Prof. Dr. Sertaç Hami Başeren tarafından hazırlanan harita Türk Tarih Kurumu tarafından yayınlandı. Haritada, tarihi gelişim süreci içinde Yunanistan’a devredilmeyen ada, adacık ve kayalıklarınTürk egemenliğinde olduğu gösterilmiştir.

Anılan haritaya göre de işgal altında olan adaların Türkiye Cumhuriyeti’ne ait olduğu açıkça gösterilmiştir.

6. AVRUPA BİRLİĞİ VE YUNAN BÜYÜKELÇİSİ İŞGALİ KABUL ETTİ :

Eski Milli Savunma Bakanı Sn. Barlas Doğu’nun imzasıyla AB Türkiye Delegasyonu, AB Frontex Ajansı ve Letonya Büyükelçiliği’ne birer mektup gönderildi. Mektupta, Aydın Eşek Adası’nın Yunan işgali altında olduğu belirtilerek adada görevli olan AB Frontex-Letonya Sahil Güvenlik Botlarının geri çekilmesi talep edildi. AB Delegasyonu mektuba resmi cevap vermemiş ancak Temmuz 2015 itibarıyla Aydın Eşek Adası’ndaki FRONTEX Sahil Güvenlik Botlarını geri çekmiştir. Böylece AB’de işgali kabul etmiştir.

Yunan Büyükelçi Loukakis ile 02 Haziran 2016’da, CHP Genel Merkezinde yapılan toplantıda, Büyükelçi adaların Yunanistan’a ait olduğunu savunamamış, işgali kabul etmek zorunda kalmıştır.

7. EGE DENİZİ’NDE SEVR ANTLAŞMASI UYGULANIYOR :

*Yunanistan, Ege Denizi’ndeki adalarımızda vergi topluyor. 
*Yunanistan, Ege Denizi Türk karasularında tekne ile dolaşan vatandaşlarımızı öldürüyor, tutukluyor ve yargılıyor. Erdoğan ve AKP Hükümetleri Yunanistan’a müzik notası bile veremiyor.

*Yunan Kara Kuvvetleri Türk topraklarında tatbikat yapıyor.
*Yunan Deniz Kuvvetleri Türk karasularında tatbikat yapıyor.
*Yunan Kara, Deniz ve Hava Kuvvetleri uçak ve helikopterleri Türk hava sahasında uçuyor.

*Yunan Cumhurbaşkanı, Savunma Bakanı, Genelkurmay Başkanı ve Kuvvet Komutanları ile Yunan askerleri ve Yunan vatandaşları, Ege’de işgal edilen Türk adalarına elini kolunu sallayarak ve pasaportsuz giriş ve çıkış yapıyor.
*Türk vatandaşları ise Ege’de işgal edilen Türk adalarına pasaportla giriş yapıyor.

*Başbakan Binali Yıldırım, İzmir Koyun Adası’na Yunan polisi ve gümrük kontrolünden geçtikten sonra pasaportla giriş yapıyor. Ege Denizi’nde Sevr Antlaşması uygulanıyor.

Bir gün öncesinden kamuoyuna duyuru yapılmasına rağmen Yunan Cumhurbaşkanı Pavlopoulos hiçbir engelle karşılaşmadan 07 Mart 2017’de Muğla Keçi Adası’na geldi.

8. ERDOĞAN SUÇLAMALARI ZIMNEN VE HUKUKEN KABUL ETTİ :

Görsel ve yazılı basın üzerinden, Tayyip Erdoğan’ın TCK 302’de tanımlanan vatana ihanet ve TMK (Terörle Mücadele Kanunu) 3’de tanımlanan terör suçu işlediğini defalarca beyan ettim. 

Erdoğan yapmış olduğum suçlamalara karşı cevap vermemiş, verememiş, vermesi de mümkün değildir. Çünkü her şeyin belgesi var. Erdoğan’a son olarak 18 Mart 2017’ye kadar süre vererek 18 Ada ve 1 Kayalığı hangi gerekçe ile Yunan askerine teslim ettiğini sordum. Erdoğan, suçlamalara karşı sessiz kalmak ve sorulara cevap vermemek suretiyle vatana ihanet ettiğini ve terör suçu işlediğini zımnen ve hukuken kabul etmiştir.

Zımni ve hukuki kabul nedeniyle, bundan sonra Tayyip Erdoğan’a yönelik olarak vatana ihanet ile ilgili sıfatların söylenmesi, TCK 299 ve TCK 125 kapsamında dava konusu yapılamaz. Çünkü Erdoğan anılan suçları Başbakanlığı döneminde işledi ve suçlamaları kabul etti.

Türk Milletinin namusu vatan topraklarının Yunan askerine teslim edildiği 2011 Yılından beri tam 6 yıldır görsel ve yazılı basında gündeme gelmesine rağmen Cumhuriyet Savcıları tarafından konu ile ilgili soruşturma açılmamıştır. Konunun muhatabı olan İstanbul, Ankara, İzmir, Aydın ve Muğla Cumhuriyet Savcıları soruşturma açmamak suretiyle Anayasanın 10. Maddesinde tanımlanan “kanun önünde eşitlik” ilkesini ihlal etmiştir. TCK 309’da tanımlanan Anayasayı ihlal suçu, TMK 3’e göre terör suçudur.

9. ERDOĞAN VE AKP HÜKÜMETLERİNİN YAPTIKLARI YAPACAKLARININ GARANTİSİDİR :

Türkiye Cumhuriyeti’nin tasfiyesi hızla devam ediyor. Türk Milletinin namusu vatan toprakları Yunan askerine teslim edildi. Vatan topraklarını geri alacak olan TSK, Ergenekon, Balyoz v.b. kumpas davaları ile tasfiye edildi. Türkiye batıdan bölündü ve toprak kaybetti.

Şimdi sırada Doğu ve Güneydoğu Anadolu’daki vatan topraklarımızın BOP Projesi kapsamında İsrail askerlerine teslim edilmesi projesi var.


Erdoğan ve AKP Hükümetleri, 18 Türk Adası ve 1 Türk Kayalığını Yunan askerine teslim ederken Türk toplumu farkına bile varmadı. 
Şimdi de 18 maddelik Anayasa değişikliği ile Doğu ve Güneydoğu’daki vatan topraklarının İsrail askerine teslim edilmesinin önü açılıyor. Erdoğan ve AKP Hükümetlerinin yaptıkları yapacaklarının garantisidir.

10. SONUÇ VE TEKLİFLER :

Mevcut durum itibarıyla 18 Türk Adası ve 1 Türk Kayalığı yani Türk Milletinin namusu vatan toprakları Yunan askerine teslim edilmiş, Türkiye Cumhuriyeti batıdan bölünmüş ve Anayasanın 3.Maddesi fiilen değiştirilmiştir. 

Erdoğan ve AKP Hükümetleri döneminde, Cumhuriyet tarihinin ilk ve en büyük toprak kaybı yaşanmıştır. Osmanlı Devleti Sevr Antlaşması’nın 132. Maddesi ile Ege Adaları üzerindeki tüm haklarından vazgeçmesine yol açan genel bir feragat hükmünü kabul etmişti.

Sevr Antlaşmasını imzalayanlar ve Saltanat Şûrasında antlaşma hakkında olumlu oy kullananlar Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından 19 Ağustos 1920’de vatan haini ilan edildi. Sevr Antlaşması TBMM’nin kuvvetli iradesi ve İstiklâl Savaşı sayesinde uygulanmadı.

Ancak yıllar sonra Erdoğan ve AKP Hükümetleri tarafından Ege Denizi’nde Sevr Antlaşması uygulanmaya başladı. Sevr Antlaşmasını imzalayanları vatan haini ilan eden TBMM, 2004’den beri Ege Denizi’nde Sevr Antlaşmasını uygulayan siyasetçiler hakkında hiçbir işlem yapmamıştır. 

Anayasa’nın 74.Maddesinden kaynaklanan şikayet ve dilek hakkımı kullanarak, Türkiye Büyük Millet Meclisinin;
*İvedilikle toplanarak, Yunan askeri tarafından işgal edilen 18 Türk Adası ve 1 Türk Kayalığı hakkında Genel Görüşme yapmasını,


*18 Türk Adası ve 1 Türk Kayalığını yani Türk Milletinin namusu vatan topraklarını Yunan askerine alenen teslim ettiğini, vatana ihanet ve terör suçu işlediğini zımnen ve hukuken kabul eden, Ege Denizi’nde Sevr Antlaşmasını uygulayan Recep Tayyip Erdoğan hakkında, 19 Ağustos 1920 Tarihli TBMM kararı emsal alınarak KARAR VERİLMESİNİ,

*Vatana ihanet ve terör suçuna iştirak eden ve Ege Denizi’nde Sevr Antlaşmasını uygulayan başta Binali Yıldırım olmak üzere 2004’den bugüne kadar Başbakan, Dışişleri, İçişleri ve Ulaştırma Bakanlığı yapanlar hakkında, 19 Ağustos 1920 Tarihli TBMM kararı emsal alınarak KARAR VERİLMESİNİ,

Arz ve teklif ederim.
Saygılarımla,

İ M Z A L I D I R
Ümit YALIM
Milli Savunma Bakanlığı eski Genel Sekreteri

Türkiye’nin dış borcu 2017 yılı 1 Ocak-ne 404,2 milyar dollar


Erdogan döneminde Türkiye’nin dış borcu 2017 yılı 1 Ocak-ne 404,2 milyar oldu .

turkiyenin-dis-borcu-dudak-ucuklatiyor0e891545cdc3be0b5ca8

ABD doları, net dış borcu ise 252,7 milyar. dolar oldu. „Bloomberg“ ajansınin  verdiği habere göre, bu konuda Türkiye Hazine bilgi yayıp.

Yıllık karşılaştırıldığında Türkiye’nin borcu% 2 arttı. Rapora göre, Türkiye’nin dış borcunun GSYİH ye oranı 47,2%, net dış borcun GSYİH’a oranı ise 29,5% ‚e eşit olup.

Dış borcun GSYİH’a oranı son 14 yılın en yüksek noktasına ulaştı. Öyle ki, 2003 1 Ocak ne bu gösterici 54,8% olub.

Halis devlet borcu 2017 yılı 1 Ocak-ne 218,9 milyar. lira veya 62 milyar. dolar, GSYİH ye oranı ise% 8,4 oluşturdu. Avrupa Birliği’ne borcun tutarı ise 732,8 milyar. lira veya 207,6 milyar. dolar, borcun GSYİH’a oranı 28,3% olub.

Erdoğan’ın diktatörlüğüne HAYIR oyu kullanın!


Blick gazetesi bu yazıyı Almanca (deutsche Version unten) ve Türkçe yayınlıyor.


 «Her kim ki kendi ülkesinde diktatöryal bir yapı istiyorsa, buyursun yapsın. Ama kendi ülkesinde o diktatöryal yapıyla yaşamak şartıyla» ve «Biz İsviçreliler için kabul edilemez olan; buradaki özgürlük ve hukuk devletinden faydalanıp, bunların kendi ülkesinde kaldırılmasını istemektir.» Bundan dolayı BLICK gazetesi olarak İsviçre′de yaşayan bütün Türkleri 16 Nisan′da HAYIR oyu kullanmaya davet ediyoruz.

İsveçrede yaşayan degerli Türkler.

Sizler 16 Nisan’da Cumhurbaşkanınız Recep Tayyip Erdoğan’ın kendi ülkenizde yetkilerini diktatöryal bir seviyeye çıkarabilecek referandum için sandık başına gideceksiniz.
Yurtdışında yaşayan yaklaşık 3 milyon Türk Vatandaşı ile beraber bu reformda sizler de karar alacaksınız. Bundan dolayı İsviçre’de de yoğun bir seçim yarışı yaşanıyor.
İsviçre dünyadaki en özgür ülkedir. Burada herkes, sonradan dezavantajlı bir durumla karşılaşmadan, kimse işini kaybetmeden, ya da kesinlikle gözaltına alınıp işkence yapılmadan, kendi düşüncesini söyleyebilir, hükümeti eleştirebilir, politika ile ilgilenebilir ve istediği gibi yaşayabilir.
Yukarıda saydığımız tüm özgürlükler bu yasa ile ülkenizde yok edilecektir. Bunları isteyip istememek gerçekten Türkiye’de yaşayan insanların kararına bağlıdır. Biz İsviçreliler için kabul edilemez olan; buradaki özgürlük ve hukuk devletinden faydalanıp, bunların kendi ülkesinde kaldırılmasını istemektir. Bu kabul edilemez.
İşte bu yüzden BLICK İsviçre’de yaşayan bütün Türkleri referandumda HAYIR oyu kullanmaya davet ediyor ve böylelikle Türkiye’deki otoriter bir sisteme de HAYIR.